Tekil Tokınlar: Tek-Tok (Non-fungible tokens)

Abone Ol:google-news

Kriptopara dünyasında alışılagelmiş coin ve token’lar, elden ele alınıp satılabilen ve değiş-tokuş edildiklerinde mülkiyeti de bir kişiden ötekine geçen varlıklar. Her ne kadar tüm kripto-varlıkların onlara işaret eden tekil (unique) bir adresleri varsa da bir bitcoin ile başka bir Bitcoin, birbirleri ile aynı kıymette olup bu açıdan ayırt edilemezler. Bu ayırt edilememe durumuna “fungibility” deniliyor, biz de “farksızlık” diye bir isim takabiliriz. Mesela benim bir gram altınım ile başkasının bir gram altını, yanlışlıkla cebimde karışsalar bile sonuçta bir şey değişmez. İşte farksızlık kavramını bu durumu anlatmakta kullanacağım.

Bunun tersi olan tokınlara ya da kripto-varlıklara ise İngilizce non-fungible deniliyor (Fransızca “jöton” okunan kelime yerine jeton demektense, İngilizce “token” yazılan kelimeye yazı dilimizde de okuduğumuz gibi “tokın” demeyi daha doğru buldum, hem büyük sesli uyumu da var). Bu, tür tokınlar ise özel imalat olan, tek sayıda yapılan sanat eserlerinde kullanılıyor. Bir sanat eserini başka bir eserle karıştırmamak isterseniz, o esere tekil, yani benzersiz bir isim ya da numara vermek istediğinizde bu non-fungible tokınlara müracaat etmeniz gerekiyor.

İşte bu türden tokınlara “tekil tokınlar” ya da “tekillik tokınları” demeyi uygun buldum. Bakalım bu terimlerden tutulan olacak mı? Sizin de bu konuda öneriniz olursa, bana @Jetwell adresime tweet atın, ya da DM mesaj yollayın. (Bu yazı basılana kadar, birkaç arkadaşla mülkiyet ve münhasırlık kelimelerini de aday adayı olarak uzun uzun tartıştık.)

Tekillik tokınları (kısaca tek-tok), aynı bitcoin ya da ethereum kripto-varlıkları gibi işlemekte: Teknik olarak aralarında fazla farklılık yok. Ethereum platformu üzerinde kayıtlı varlıklar için genellikle ERC-20 standardı kullanılırken, tekillik tokınları daha çok ERC-721 veya ERC-1155 standardında kodlanıyorlar.

Tek-tok’ların  Sanatsal Uygulamaları

 Sanatçılar, örneğin resim sanatçıları değerli ve satılan işler ortaya çıkarttıklarında iki tür sorunla karşılaşırlar:

Giorgio de Chirico’nin kendi yaptığı portresi

1- Ressam hayattayken de ölümünden sonra da bir eserin o ressama ait olup olmadığı hep tartışmalı bir konudur. Daha doğrusu, eğer bazı açık kapılar varsa bu konu hızla tartışmalı hale gelir. Dolayısıyla da resimlerin sahtelerinin yapılması mümkün olur ve bu da o ressamın ve varislerinin istemediği bir şeydir.

2- Her resim aslında yapan sanatçıya manevi hakları ile bağlı kalır ama mali haklar her satışta el değiştirir. Satılan bir tablo, zaman içinde o ressamın eserleri daha çok para etmeye başlamışsa bile, kendisine veya varislerine ek gelir getirmez. Şu anki sanat dünyası kurallarına göre, bir ressamın tabloları yüzbinlerce dolara satılırken aynı ressam teorik olarak bir köşede parasız pulsuz ölebilir. Örneğin ressam felç olduysa, ya da gözleri görmez olduysa… Tabii bu durumun gerçekleşmesini istemeyen sanatseverler mutlaka bulunur ama dediğim gibi, teorik olarak bu imkansız değildir. Hatta sanat tarihinde bunun örnekleri vardır. 20 yüzyılın ilk yarısında çok ünlenen Giorgio de Chirico isimli fütürist İtalyan ressamın gençlik yıllarında yaptığı eserler çok talep görmekteydi. Oysa ki kendisi sonradan başka tür, daha farklı işlere yönelmişti. Oysa sanat piyasası onun yeni eserlerini beğenmiyor ve kendisinden eski yaptıklarına benzeyen tablolar talep ediyordu. De Chirico, gençlikte yaptığı tabloları çok paraya satıldığında kendisi bunlardan tekrar gelir elde edemiyor diye sonunda bir gün bu duruma sinirlenip gizlice gençlik eserlerine benzeyen tablolar yapmış ve bunları el altından satmış. Hatta, daha da ileri gidip, bazı hakiki gençlik eserlerini de “sahte bunlar” diyerek onların yeniden satışını engellemeye çalışmış.

İşte, sanat eserleri yapıldıktan az sonra, yani üzerinden fazla bir süre geçmeden, tekil-özgün birer tekillik tokını atanarak bu eserlerin blokzincirine kaydı yapılabilir. Bu şekilde, yukarıda işaret ettiğim iki farklı soruna da çözüm bulunmuş olur. Bir sanatçı, yaptığı eseri, kendi girişimiyle ya da bir galerinin gayretiyle blokzincirine kaydettirdiğinde, kaydın yapıldığı akıllı kontrat içerisinde, günün tarihi, o eserin fotoğrafının bir hash’i, tarifi, boyutu, hangi malzemeden yapıldığı vb. bilgiler de yer alır.

Bu işlem bir defa yapıldığında da sanatçının eseri hem özgünlük açısından tartışmasız bir “üçüncü muhasebe” kaydına sahip olur, hem de ileride eser yeniden müzayedeye girip de satıldığında sanatçıya her satışta belli bir yüzdede yeni gelir getirebilir. Bunun için de eserlerin mali haklarının bir miktarının, mesela %13’ünün daima yapan sanatçıda kalması bundan sonra yeni hukuki kural olabilir. Sonra, akıllı kontratlarda tek-tokların her yeni sahibinin blokzinciri adresi ile eşleştirmesi de yapılabilir. Yani, eserin kimin üzerinde olduğunun mülkiyet kaydı da bir notere ihtiyaç olmaksızın yapılmış olur. Böyle bir durumda, halka açık bir müzede sergilenen eserler de tek-toklar sayesinde farklı kişilerin üzerinde olabilir ve hatta sergilendikleri sırada bile el değiştirebilirler. Kimse duymadan bir şey daha ekleyeyim, bu yeni teknoloji, Sotheby’s gibi müzayede şirketlerinin de sonunu getirir. Zira bu tekillik tokınları sayesinde artık sanat eserlerinin alınıp-satılması için özel müzayede evleri veya özel günlerde bir yerde toplanılması da gerekmeyecek.

Gördüğümüz gibi, blokzinciri teknolojisi eser sahipliği konusunda da dünyayı değiştirmekte! Şimdi de bu tekil ve mülkiyet kaydı da yapabilen tokınların oyun sektöründeki uygulamalarına bir göz atalım.

Oyun Dünyasından Örnekler

Ben yıllarca oyun dünyası içinde ürünler veren ekiplerde yer aldım. Ülkemizin ilk kutulu üç boyutlu oyunu olan Pusu’nun yapımcısı oldum. Daha sonraları da oyun içinde kullanılan dijital nesnelerin alınıp satılmasını örnek alarak, gerçek dünyada alınıp-satılan fiziksel nesnelerin de oyun nesneleri gibi tekil kodlarla el değiştirmesine ve bunun yapıldığı tekil ve sanal kodlu paraların gerçek dünyamızda ekonomik hayatı geliştirmesine ve değiştirmesine yönelik bir girişimim bile oldu (Yoğurtistan).  Bunları yaptığımızda dünyada henüz blokzinciri diye bir kavram yoktu, daha icat edilmemişti.

Oyun oynayan herkes bilir: Oyunların içinde kazanılan ya da satın alınabilen bazı özel nesneler vardır. Çok özel ve sihirli bir kılıç, ya da tek atışta vuran bir sniper tüfeği gibi. İşte bu oyun içi nesnelerinin alınıp satıldığı pazar yerlerinde şu anda bu ticaret daha çok oyun şirketlerinin veya Steam gibi tekellerin kontrolünde gidiyor. Oysa ki, blokzinciri devrimi bu alanda da bizlere yeni dünyalar açıyor. Her oyuncu, kendi çabasıyla kazandığı kılıcı, tüfeği istediği zaman kendisine gelir getirecek şekilde bir pazar yerinde satabilmeli. Nitekim bu alanda da start-up şirketleri kuruluyor. Bir tanesi, Forte, geçmiş hayatımda, oyun motorlarının Flash player’a geçirilmesi için Unity firması ile temasa geçtiğimizde tanıştığım o zamanki VP’leri Brett Seyler tarafından kurulmuş ve epeyce yatırım almış. Bu şirketin misyonlarından bir tanesi de tekillik tokınlarının oyun sektöründe yaygınlaştırılmasını, dolayısıyla da bu tokınlarla işleyecek yeni iş modelleri kurulmasını sağlamak.

Bundan sonra bir müzik parçası, bir çığlık sesi, bir video klip ya da bir oyunda yüksek yeteneklere erişmiş bir karakter bile tekillik tokınları sayesinde “tokenize” olabilir ve yaratıcılarına her satışta gelir getirebilir. Mülkiyet haklarında da devrim anlamına gelecek bu teknolojik yenilikleri uzun zamandır beklemekteydim, işte geldiler.

Bu yazı 28/07/2020 tarihinde yayınlandı.

BTCHaber E-Posta Bültenine Abone Olun!

Gizliliğinize saygı duyuyor, spam yapmayacağımızın sözünü veriyoruz.

Cemil Şinasi Türün

30 yılı aşkın tecrübesiyle fintech ve pazarlama dünyasındaki öncü isimlerden olan Cemil Şinasi Türün bilgisayar oyunlarından üç boyutlu sanal dünyalara kadar pek çok çalışmaya imza attı. Yerel ve uluslararası firmalar için kampanyalar hazırlayan Türün; teknoloji, blokzincir, kripto para ve dijital varlık konularında projeler üretti. Türün, Türkiye Bankalar Birliği’nin resmi blokzincir eğitmeni olmakla birlikte Bilgi Üniversitesi’nde “Blockchain & Cryptocurrencies” dersleri vermeye devam ediyor.

https://www.btchaber.com/

“Tekil Tokınlar: Tek-Tok (Non-fungible tokens)” için bir cevap

  1. Avatar Uğur Durak dedi ki:

    Cemil Türün’ün yazısına katılıyorum. Olması gereken bu. Sanatçının her eseri tekillik tokın atanarak hem kayıt altına alınmış olur, hem de sanırım süreç içerisinde sayısız sanat eseri tek bir mecradan kolaylıkla görünebilir (bu görünebilirlik-ulaşılabilirlik de çok önemli) ve ardından da satılabilir yada takaslanabilir. Üstelik bu satışların her tekrarından sanatçı da belli bir pay böylece alabilir. Ben daha da ileri giderek blockchain deki değerlerin altın karşılığı olmasından çok daha mantıklı olanın değerlerin sanat eseri karşılığının olması gerektiğini sanıyorum. Eğer yapay zekanın kölesi olmaz ve yapay zekayı gerçekten insanlığın refah ve mutluluğu için kullanabilecek bir sistemi var edebilirsek blockchaindeki değerlerin karşılığı altın (ilkel bir para) yerine sanat eserleri olacaktır. Böyle bir durumda bu kaçınılmazdır. Çünkü işleyen bir sistemde en büyük değer altın vs olamaz. Böylesi bir sistemde en büyük değer yaratıcılık olacaktır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bitcoin
Bitcoin (BTC) 79.387,57 TL 4,05%
ethereum
Ethereum (ETH) 2.609,68 TL 7,06%
tether
Tether (USDT) 7,55 TL 0,19%
ripple
XRP (XRP) 1,77 TL 4,69%
bitcoin-cash
Bitcoin Cash (BCH) 1.618,59 TL 5,44%
polkadot
Polkadot (DOT) 31,36 TL 10,95%
binancecoin
Binance Coin (BNB) 182,21 TL 7,88%
chainlink
Chainlink (LINK) 67,41 TL 8,31%
crypto-com-chain
Crypto.com Coin (CRO) 1,15 TL 4,53%
litecoin
Litecoin (LTC) 330,34 TL 7,30%
Share via
Copy link
Powered by Social Snap