bitcoin
Bitcoin (BTC) $ 66,499.82 0.24%
ethereum
Ethereum (ETH) $ 3,521.03 3.45%
bnb
BNB (BNB) $ 606.22 0.41%
solana
Solana (SOL) $ 142.83 4.33%
xrp
XRP (XRP) $ 0.509601 4.02%
cardano
Cardano (ADA) $ 0.407156 2.20%
dogecoin
Dogecoin (DOGE) $ 0.129791 4.74%

Rusya Yaptırımları ve Türkiye İçin Riskler/Fırsatlar

rusya yaptirimlari ve turkiye icin riskler firsatlar

Ukrayna saldırısı vesilesiyle neredeyse 3. Dünya Savaşını çağrıştıran günler yaşıyoruz. 24 Şubat günü Ukrayna’ya yaptığı baskın saldırı neticesinde Rusya devleti ağır yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. 2014’deki Kırım ilhakının ardından Rusya zaten dünyada İran’dan sonra (ve Suriye’den ve Kuzey Kore’den önce) ikinci en fazla yaptırım uygulanan ülkeydi. Şu anda ise sayısı ve etkisinde İran’ı sollamış ve birinciliğe geçmiş durumda olan Rusya’nın maruz kaldığı bu yaptırımların sonuçlarıyla ilgili iki üç kelam etmek ve bir öneride bulunmak istiyorum. 

Ama önce biraz Rusya’nın ekonomik üretim yapısını anlayalım.

Rusya’nın ekonomik üretim karakteristiği:

Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi, Rusya 142 milyon nüfuslu, çok geniş alana yayılmış bir ülke. Dünyanın en büyük 11. ekonomisi. Aslında kapladığı alana kıyasla ekonomik olarak büyük bir güç değil, Türkiye ile yan yana koyulduğunda fert başına üretilen katma değerde epey geride bile olduğunu söyleyebilirim. Zira Rusya ekonomik büyüklüğünü büyük oranda yer altından çıkardığı ve sattığı madenlerine borçlu. Gaz ve petrol başta olmak üzere enerji satışında dünyada ikinci ülke. Ülkenin ikinci önemli ihracat kalemi ise savunma sanayi ürünleri. Bu konuda, yani askeri teknolojilerde Rusya dünyanın en ileri ülkelerinden biri. Hem uzaya yolladığı ve yer izleme amaçlı uydularda hem süpersonik uçuş kabiliyetli füzelerde hem de savunma amaçlı sistemlerde (örneğin S-400 ve S-500) dünyada bir veya ikinci sırada. 

Demek ki, ülke gaz-petrol satışından ve güçlü askeri teknolojiden beslenen ve dolayısıyla az insanın artı değer üretimine dayalı hiyerarşik bir devlet şirketleri piramidine benziyor. Yaratılan ekonomik değerin %90’ını 142 milyon insanın belki en fazla 5 milyonu yaratırken geri kalan nüfus bu piramidin alt kırılımları içinde yardımcı rollerde istihdam edilmekte. Özetlersek, nüfusunun çoğu fazla artı değer üreten iş yapmadan memurluk gibi görevlerde ve hizmet sektöründe çalışıyor. 

Ancak iş tarıma gelince orada durup incelenmesi gereken bir iki ihraç kalemi daha var Rusya’nın. Bunlardan birincisi buğday. Bundan 10 sene önce buğday ihracatında ön sıralarda olmayan bir ülkeyken, son 8-10 yılda yaptığı atılımla çok stratejik bir alan olan gıda üretimine gerektiği önemi vererek bugün dünyanın en büyük buğday ihracatçısı (satıcısı) haline gelmiş durumda. Ayrıca yine çok hassas ve stratejik alanlar olan tohum üretimi ve gübre konusunda da çok başarılı işler yapmış Rusya son on senede. Şu anda Rusya dünyanın en büyük gübre satıcısı da olmuş durumda. Tekrar ediyorum, hem en büyük gübre satıcısı hem de en büyük buğday satıcısı. Bu iki alana da ülkenin savunma sanayii ürünleri muamelesi yaparak yaklaşmış olduğuna emin olabilirsiniz. 

İşte şimdi bu bilgiler ile birlikte, Rusya’ya uygulanan yeni yaptırımların çok öncesinde, eski yaptırımların konulduğu 2014 yılı sonrasında ülkenin bu konulara stratejik hazırlık yapmış olduğu ve arkasını sağlama aldığını anladınız sanıyorum.

Gelelim SWIFT yaptırımlarına:

 Rusya, 1991’de soğuk savaşın resmen sona ermesiyle dağılan Sovyetler Birliğinin devamı olan ve 1990’lar boyunca Amerikalı, Avrupalı şirketler tarafından adeta talan edilmiş bir ülkeydi. O dönemde ülkenin geri kalmış bankacılık ve finans yapısına da Batılı bankerler el koymuş ve kendi sistemlerini yerleştirmişlerdi. SWIFT olarak kısaltılan ve bankalar arasında para transferine yarayan bilgisayar ağları üzerinde işleyen sistem de o dönemde Rusya’nın bankalarına kurulmuş. 

Rusya yapısal olarak Türkiye gibi KOBİ’lerden oluşmuyor: Yukarıda anlattığım gibi piramide benzeyen bir devlet şirketleri grubu ve onlara çalışan milyonlarca memurdan oluşuyor. Adı Ros ile başlayan bu şirketler belli başlı tüm sektörlerde devlet eli ile yatırım yapılan ve işletilen yapılar. Karlılıkları ve verimlilikleri ön planda değil, varlıklarına stratejik açıdan bakılması gereken şirketler. 

İşte bankacılık sistemlerinde de devlet bankalarının yanısıra özel görünümlü olan ama yarı devlet bankası diyebileceğimiz şirketleri var. Ancak tüm bankaların bağlı olduğu ve rubleyi idare etmekle yükümlü olan bir Rusya Merkez Bankası var ki, bu kurum Putin’in kontrolünde değil. Ülkedeki tüm finans kurumları ve regülasyonlar merkez bankası tarafından denetleniyorlar. Bizdeki SPK benzeri bir kurum yok Rusya’da: Sermaye Piyasası Kurulu adlı kurumun yaptığı tüm görevleri orada Merkez Bankası üsteleniyor. 

Yaptırımlar açıklandığından beri Rus halkı, bankalarının kendi aralarında bile ruble gönderme işlemlerinin bir kısmının SWIFT isimli global sistemle yapılmakta olduğunu, buna alternatif ulusal bir sistemin daha ancak 2014’den sonra inşa edildiğini ve yapılan işlerin yeterli olmadığını acı ilacı içerek öğrenmeye başladı. Şok olduklarını söylemek doğru olur.

Türkiye ile bir kıyaslama:

Müsaadenizle ülkemizle Rusya’nın şu andaki banka yapılarını kıyaslamaya çalışayım. Bizim ülkemiz de Rusya’da olduğu gibi TCMB üzerinden dünya finans sistemine bağlı. Ancak belki de Kıbrıs müdahalesinden sonra 1974 yılında bize de ABD tarafından konulmuş olan yaptırımların (o zaman buna ambargo deniliyordu) bir sonucu olarak 1974-1980 arasında ülkemizin akil insanları bazı stratejik fikirler geliştirmiş olsalar gerek ki, 1980 darbesinden sonra Batı kaynaklı sistemler (örneğin menkul kıymetler borsası) ülkemizde de kurulurken bu stratejik düşüncelerin bir sonucu olarak bazı ek kurumlar kuruldu. Örneğin Türkiye’nin bizim seviyemizde başka bir ülkede olmayan kalitede bir bankacılık altyapısı ve teknolojik sistemleri var. Kurum olarak da Borsa İstanbul bünyesinde MKK ve Takasbank isimli iki çok önemli milli kuruluşumuz var. Bu kurumlar merkez bankamız tarafından değil SPK tarafından denetleniyorlar ve bir hayli özerk işliyorlar. 

Bunun dışında Türkiye’nin KOBİ ağırlıklı yapısını destekleyen çok önemli bir başka mekanizması daha var: Vadeli çekler. Bankaların kredi departmanlarına doğrudan rakip olan ve vatandaşın kendi kredisini kendisinin yaratmasına imkan veren bu mekanizma ise tamamen ülkemize özgü, başka ülkede yok. 

Rusya, bizim gibi bir küçük firmalar (KOBİ) ülkesi olmadığı için, adeta bir memurlar ve hizmet sektörü çalışanları güruhu oldukları için finans ve kredi gibi konularda dünyanın çok gerisinde kalmış durumda. Bizimle kıyaslanmayacak derecede geri bir bankacılık ve finans altyapısı var. İşte bu nedenle Ruslar şu anda konulmuş olan yaptırımlardan çok fazla etkilenmekteler. Aynı yaptırım Türkiye’ye konsaydı (SWIFT’ten çıkarılma) bizi çok daha az etkilerdi. Zaten Türkiye’nin global bankacılık krizlerinden etkilenmesine karşı en önemli silahı da bu KOBİ yapısı ve bunu destekleyen ileri teknolojili bankacılık sistemleri, ve en önemlisi de vatandaşın kendi kredi yaratma mekanizması. Rusya ile kendimize yan yana, aynı aynada bakınca bunu daha da iyi anlamış olduk. 

Türkiye ile Rusya ticari ilişkileri

Ülkemizin Rusya ile üç çok önemli alış-verişi var: Enerji, turizm ve gıda. Turizmde geçen sene ülkemize 4.5 milyon Rus ziyaretçi geldi, Ukrayna’dan da bunun yarısı kadar ziyaretçimiz olmuştu. Enerjimizde ise, elektrik ürettiğimiz ve ısınmak için yaktığımız gazın  %60’ını Rusya’dan alıyoruz (Ref:1). Kömür ve petrol, bu iki konuda da Rusya bizim bir numaralı tedarikçimiz, sadece bu üç kalemde 2022’de muhtemelen 35-36 milyar dolarlık ödememiz olacak onlara. Ancak bunlardan belki de en kritik olanı gıda! Zira Türkiye yanlış politikalar veya başka şeylerin neticesinde dünyanın (evet dünyanın!) en büyük buğday ithalatçısı bugün, Rusya da en büyük ihracatçısı. Yani onlar üretiyor biz yiyoruz hem de senede 7 milyon ton. Şimdi ton fiyatının 400 dolarlara vurduğunu hatta geçtiğini düşünürseniz demek ki senede 3 milyar dolara yakın buğday ithalatımız olacak. 

İkisi çok stratejik üç kalemde Rusya ile çok volümlü ticaretimiz var. Şu anda her üç kalemde de kendi paralarımızla alış-veriş yapmıyoruz, ABD dolarını esas alan bir ticari yapıdayız. Örneğin bir oteli arayan veya Antalya’da bir lokantaya gelen Rus müşteriye fiyat USD veya Euro olarak söyleniyor. Karşılıklı iki taraf da ulusal paralarını kafalarından çevirerek alış-veriş yapıyor. Ödeme sistemleri de aynı şekilde dolar veya euro üzerinde çalışıyor. 

Şimdi sıra geldi önerime:

Rusya’nın parası ruble ile Türk bankalarında hesap açılabilmeli. Firmalar için ticaret ödemelerinde akreditif ruble ile açılabilmeli: bunu Türkiye hızlıca yürürlüğe koyabilir. Rusların bankacılık ve finans sistemleri (mentalite ve teknoloji olarak) bizden çok geri, ancak paraları yakında epey değerlenecek. İkinci adımda ise aramızdaki tüm ticaret blokzincirleri üzerinden işletilmeli, ticaret kalemleri asset-backed token’lar üzerinden yapılmalı.

Kaynak:

https://www.turkrus.com/585676-dogalgaz-ithalatinda-turkiye-rekor-kirdi-yuzde-kaci-rusyadan-alindi-xh.aspx

Bu makale yatırım tavsiyesi veya önerisi içermemektedir. Her yatırım ve alım satım hareketi risk içerir ve okuyucular karar verirken kendi araştırmalarını yapmalıdır.

btchaber bh logo

Cemil Şinasi Türün

30 yılı aşkın tecrübesiyle fintech ve pazarlama dünyasındaki öncü isimlerden olan Cemil Şinasi Türün bilgisayar oyunlarından üç boyutlu sanal dünyalara kadar pek çok çalışmaya imza attı. Yerel ve uluslararası firmalar için kampanyalar hazırlayan Türün; teknoloji, blokzincir, kripto para ve dijital varlık konularında projeler üretti.
https://cemilturun.medium.com/

Blokzincirin ve kripto paraların, geleceği nasıl değiştireceğini bugünden öğrenin.
Bağlantıyı kopyala