Kapıdaki Su Krizi

Abone Ol:google-news
0
05/02/2021

İklim değişikliği ve küresel ısınmanın gezegen üzerinde yaratmakta olduğu olumsuz etkileri önceki yazımda irdelemiş, ve küresel ısınmanın en önemli nedenlerinden biri olan karbon salınımına ilişkin blokzincir çözümlerinden bahsetmiştik. Bu hafta da benzer bir konu ile devam ediyorum.

İklim değişikliği ve küresel ısınmanın oluşturduğu tehditlerin en başında su kıtlığı geliyor. Özellikle temiz suya erişim, güvenli içme suyu kaynaklarının azalması ve suda sıhhi koşulların sağlanması, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında, “İklim Eylemi” başlığından ayrı,”Temiz Su ve Sıhhi Koşullar” başlığı ile tabloda 6. Hedef olarak yerini alıyor. Temiz su kaynaklarının azalıyor olmasındaki tek etken tabii ki sadece küresel ısınma değil. Diğer faktörlerin başında:

  • bireysel olarak yaptığımız aşırı ve kontrolsüz tüketim,
  • evsel ve endüstriyel atıkların sebep olduğu kirlilik,
    kontrolsüz sulama, ve
  • endüstriyel zehirli su atıkları

geliyor.

Endüstriyel atıklarda halen ana etken, üretimde ve atık su arıtmalarında eski teknolojilerin kullanılması ve bunların yenileme maliyetlerinin çok yüksek olması. Hele ki pandemi nedeniyle şirketlerin finansal kriz sonucu mali yapılardaki bozulmayla birlikte; bırakın teknolojiye yatırım yapmasını, tasarruf önlemleri çerçevesinde minimum maliyetlerle ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemde bu yatırımlara odaklanmalarını pek de bekleyemeyiz. Neyse ki azalan tüketim talebi üretimde de düşüşe yol açtığından, burada doğal bir dengenin oluştuğu söylenebilir. Ancak yine de süreklilik açısından sağlıklı bir durum olmadığını kabul etmek gerekiyor.

Diğer yandan denetimlerin yetersiz kalması, yaptırımların caydırıcı seviyelerde olmaması veya şirketlerin lobi faaliyetleri yürüterek aldıkları cezalarda indirim sağlaması, hatta bazı durumlarda ceza iptaline kadar varması da kirliliğin önlenmesindeki zorluklardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

Hem devletler üstü organizasyonlar hem de sivil toplum kuruluşları bu sorunların çözülmesi için kayda değer bir çaba içindeler. Uluslararası düzeyde ortak çalışmalarla yasa ve yönetmelikler geliştirilmiş olmakla birlikte, getirilen standartların devletler ve şirketler nezdindeki uygulamaları şeffaf olarak takip edilememekte. Diğer bir deyişle, gerekli takip ve denetim altyapıları ile kontrol mekanizmalarının uygulanmasında ciddi aksaklıklar yaşanıyor.

Bu noktada çeşitli girişimler, özellikle gelişen teknolojilerin sunduğu imkanları bir araya getirerek, kolay uygulanabilir ve “herkese uyan” çözümler bulmaya çalışıyor.

Bu çalışmalardaki ortak amaç, endüstriyel atık nedeniyle su kirliliğine sebep olan şirketlerin, başta devlet kurumları olmak üzere, çevre kuruluşları ve diğer örgütlerce takip edilerek belirlenen kurallara uyup uymadığının şeffaf bir şekilde takibi ve böylelikle atıklardaki toksik madde seviyelerinin kritik eşiklere ulaşması durumunda gerekli tedbirlerin hem şirket hem de ilgili devlet kurumu tarafından alınmasının sağlanması.

Verilerin manipüle edilmeden, şeffaf olarak anlık takip edilerek, güvenli ve dağıtık bir şekilde kaydedilmesi konu olunca, IoT destekli blokzincir uygulamaları en doğru çözümü sunuyor.

Bunlardan bir tanesi olan Deloitte – IBM Alliance’ın Hyperledger Fabric üzerinde geliştirdiği blokzincir altyapısı tam da bu konuya odaklanıyor. Şirketlerin atık işlemi öncesi sisteme gönderdiği talep ile, IoT destekli ölçüm cihazları devreye girerek suda ölçüm yapıyor. Yapılan ölçüm sonrası gelen sonuçlar, blokzincirdeki akıllı sözleşmelere veri olarak iletiliyor. Akıllı sözleşmeler gerekli arıtmanın yapılıp yapılmadığını belirlemek için, gelen veriyi sözleşme içinde yer alan veri setleri ile karşılaştırarak değerlendiriyor. Bu işlem sonucunda network veritabanını “onay” veya “red” olarak güncelliyor. Buradan tekrar IoT üzerinden talep sahibi ile iletişime geçilerek karar iletiliyor. Ve tüm bu süreçler saniyeler içinde finalize ediliyor.

Endüstriyel su atıklarının dışında kısıtlı su rezervlerinin gerek haneler, gerek sanayi, gerekse de tarım ve sulama faaliyetlerindeki tüketiminin takibi, bir yandan da içilebilir temiz su kaynaklarının etkin bir şekilde yönetilmesi için fayda sağlamaya çalışan uygulamalar geliştirilmiş durumda.

Dünyanın birçok bölgesinde azalan su miktarı ve suya erişimdeki sıkıntılar politik, sosyal ve ekonomik zorlukları da beraberinde getiriyor. Diğer yandan su miktarının kısıtlı olması, yakın gelecekte su rezervlerine erişim imkanlarının daha da azalacağı ve suyun değerli bir emtia haline geleceği beklentisi, şimdiden sermaye sahibi kişi ve kuruluşların ileriye dönük pozisyon almalarına dayanak sağlıyor. Bu da su sahipliğinde yeni tekellerin oluşmasına neden oluyor.

Şeffaflığın ve adil dağılımın sağlanması için tabana yaygın teknolojik uygulamaların acilen hayata geçirilmesi bu aşamada kritik önem taşıyor.

Avusturalya, artan hava sıcaklıkları ve azalan yağmurlar nedeniyle son yıllarda artık kronik hale gelen bir kuraklık yaşıyor. Ülkenin güneydoğusunda yer alan Yeni Güney Galler başta olmak üzere Melbourne’ın de içinde bulunduğu Victoria eyaletinde de yoğun hissedilen kuraklık sebebiyle su satışları ve tüketimi kontrollü olarak yapılıyor. Ancak ülkedeki eyaletlerin yerel yönetimleri gözetiminde yapılan alım-satım işlemlerinin kontrolü, takibi ve sözleşmelerin gerçekleşmesinde gecikmelerin yaşanması, diğer yandan alım haklarının dağıtımında adil olunmadığına dair şüphelerin olması, ülke çapında çeşitli blokzincir projelerinin pilot olarak uygulanmasının yolunu açmış.

Victoria’nın kuzey bölgelerinde Civic Ledger ve yine kendi grup firması Water Ledger’ın geliştirdiği uygulama yaygınlaşırken, Yeni Güney Galler’deki su ticaret kontratlarının blokzincir üzerinden gerçekleştirilmesine dair fizibilite araştırma çalışmaları halen Arup tarafından yürütülüyor. Her iki projenin de amacı, kontratların şeffaf bir şekilde takip edilerek özellikle çiftçilerin ihtiyaç duyduğu su tüketiminin takibini anlık yapmak, alıcı ile satıcıyı bir pazar yerinde buluşturarak hızlı ticaret imkanı sağlamak, ve kullanılmayan su rezervinin acil ihtiyaç durumunda başka bölgelere transferi için uygun verilerin toplanmasını sağlamak. Diğer sağladığı avantaj ise bürokratik ve manuel takip süreçlerinden dolayı gecikmeler yaşanan su tedariğinin de kontratların blokzincir üzerinden anlık sonuçlanması sayesinde hızlanmış olması.

Kanada’da geliştirilen Atlantic DataStream adlı veri paylaşım platformu ise, çeşitli bölgelerdeki su rezervlerinin kalite verilerini toplayarak blokzincir üzerine kaydeden bir altyapı sunuyor. Böylelikle platforma erişimi olan tüm vatandaşlar kolay ve anlaşılır bir şekilde verinin hangi tarihte, kim tarafından giriş yapıldığını da görebiliyorlar. Bu açık veri setleri birçok araştırmada kullanılabileceği gibi su rezervlerinin kalitesini, seviyesini şeffaf bir şekilde paylaşarak halk sağlığı açısından da gerekli önlemlerin zamanında alınmasına imkan tanıyor. Projenin başlangıcı çok eskiye dayanmadığı için henüz anlamlı bir veri setinin oluştuğunu söylemek güç. Ancak ileride daha otomatize edilmiş, IoT ve Yapay Zeka destekli veri toplama ve kaydetme altyapısı eklenmesi durumunda çok değerli bir veri tabanı oluşacağı görülmektedir.

ABD Oregon’da bir sivil toplum kuruluşu olan Freshwater Trust, IBM ve uydu sensör sağlayıcısı SweetSense ile iş birliği yaparak Kaliforniya’da tatlı su ekosistemlerini korumak ve eski haline getirmek için  çalışma yapıyor. Geliştirilen pilot teknoloji esasen yeraltı sularının kullanımını hassas bir şekilde gözlemleyip izlemeyi amaçlıyor. Sensörler, yeraltından su çekme verilerini uydular aracılığı ile blokzincire iletiyor. Bu verilerin platformdaki “akıllı sözleşmeleri” tetiklemesi sayesinde de su alım/satım işlemleri otomatik olarak gerçekleşiyor. Böylelikle yeraltı su kullanımı gerçek zamanlı takip edildiğinden kalan rezerv miktarı ve rezervdeki gelişime göre kullanım kotalarında tekrar düzenleme yapılarak  sürdürülebilir pompalama seviyelerine izin verilebiliyor.

2018 yılında Güney Afrika’da yaşanan kuraklık ve su rezervlerindeki ani düşüş sonrası Cape Town’da su tüketimine yönelik ciddi önlemler alınmış ve günlük kişi başı tüketim 50 litre ile sınırlandırılmıştı. Eğer önlem alınmasaydı şehrin su rezervleri 6 ay sonra tükenecekti. “Day Zero”ya oldukça yaklaşılan bu dönemde hem alınan önlemler, hem de yağışların yardımıyla kriz atlatılmış görünse de gelişen iklim koşulları her an tekrar tehlikenin kapıda olacağını hissettiriyor.

Bu örnekten yola çıkarak 50L Koalisyon adı altında bir inisiyatif kuruluyor. Koalisyon üyelerinin (P&G, Electrolux vb.) sahip olduğu markalar hali hazırda dünyada 5 milyardan fazla insana ulaşabiliyor. Bunun da yardımıyla hane halkı tüketimin izlenebilmesi için projelerin geliştirilmesi, uygulanması ve bilinçlendirme konusunda gerekli eğitim çalışmalarının yapılması hedefleniyor. Hükümetler, iş çevreleri, yerel yönetimler ve sivil toplumun paydaş olarak birlikte çalışacağı projeler sayesinde günlük tüketimin özellikle su krizi riski taşıyan megakent’lerde kişi başı 50 litreye çekilmesine çalışılacak.

Sonuç olarak bakıldığında yapılan çalışmalar halen pilot seviyede ve yaygın bir kullanım alanı henüz bulamamış projeler. Bu projelere katılım sağlamak hem teknolojik altyapı, hem de okuryazarlık seviyesi gerektiriyor. Toplumun geniş kesimleri tarafından ayrıca su tüketim bilincinin de yaygınlaştırılması önemli. Maalesef dünyadaki kaynaklar eşit dağılmamış durumda, ve avantajlı gruplar da bu kaynakların paylaşımı konusunda genelde isteksiz ve yüksek maliyetler karşılığı talebi karşılamakta. Dezavantajlı olan kesimlerin ise gelir açısından da zaten imkanlarının kısıtlı olması bu paylaşımı daha da imkansız hale getiriyor.

Dünyanın daha yaşanabilir bir hal alması için, çocuklarımıza, torunlarımıza en azından nefes alabilecekleri, yaşayabilecekleri bir gezegen bırakabilmemiz için acil eyleme geçmemiz gerekiyor. Teknolojiler insanların hayatını kolaylaştıran ve daha kaliteli, sağlıklı yaşam imkanı sunan birer aracı. Bunun da insanlığın eşit şartlarda erişimini sağlamamız gerekiyor. Çiftçinin köylünün eğitilmesi, bilinçlendirilmesi, doğaya verdiği zararın kendisine, çocuğuna zarar olarak nasıl geri döneceğini anlatmak, bu teknolojilerle tanıştırmak ve ülkemizde de yararlı ve yaygın uygulanabilecek projeler geliştirmek konusunda hepimize büyük görev düşüyor.

BTCHaber E-Posta Bültenine Abone Olun!

Diğer 931 kişiye katılın ve bugün bizimle kripto para yolculuğunuza başlayın.

Asla istenmeyen posta göndermeyeceğiz ve kişisel bilgilerinizi kimseyle paylaşmayacağız.

Ebru Güven

Ebru Güven, Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat bölümünden mezun olduktan sonra profesyonel bankacılık kariyerine 1997 yılında başlamış ve 2018 Mayıs ayına kadar Türkiye'nin saygın bankalarında, ağırlıklı kurumsal bankacılık olmak üzere genel müdürlük ve şubelerde çeşitli görevlerde bulunmuştur. İstanbul'da yöneticisi olduğu şubenin müşterilerinden birinin ülkenin ilk kripto para borsalarından biri olması sayesinde Blockchain uzayı ve ekosistemi ile tanışmıştır. Blockchain teknolojisi ve gelecekte yaratacağı değişimden etkilenen ve ilham alan Güven, bu topluluğa aktif olarak dahil olmaya karar vererek 2018'de bankacılık kariyerini bitirmiş, hemen akabinde bir ITO projesinde CFO olarak görev almıştır. Bu projede tanıştığı Başak Burcu Yiğit ile birlikte İstanbul Blockchain Women Platformu'nu kurmuştur. Ebru, 2018’den itibaren Tim Danışmanlık bünyesinde eğitimler vermekte, aynı zamanda Blockchain ve ITO, ICO projelerinde danışman olarak çalışmaktadır.

https://www.btchaber.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bitcoin
Bitcoin (BTC) 509.123,44 TL 2,89%
ethereum
Ethereum (ETH) 18.061,94 TL 1,29%
binance-coin
Binance Coin (BNB) 4.381,79 TL 9,42%
xrp
XRP (XRP) 13,14 TL 16,72%
tether
Tether (USDT) 8,16 TL 0,12%
cardano
Cardano (ADA) 10,77 TL 0,37%
polkadot
Polkadot (DOT) 337,09 TL 0,35%
uniswap
Uniswap (UNI) 282,81 TL 9,46%
litecoin
Litecoin (LTC) 2.153,55 TL 3,02%
stellar
Stellar (XLM) 5,02 TL 3,26%
Share via
Copy link
Powered by Social Snap