BigTech Nasıl Disrupt Edilecek? (Bölüm 2)

cemil şinasi türün

Geçen hafta sorduğum soru : “BigTech ne zaman blokzincirine çarpacak, ne zaman blokzinciri tarafından disrupt edilecek?” Bu sorunun cevabını aramaya bu hafta da devam ediyorum.

Blokzinciri adını verdiğimiz aslında bir sistemler bütünü; Blokzincir diye internetin kalbi diyebileceğimiz protokol katmanında yer alan bir grup teknolojiye deniliyor. Blokzincirinin BigTech ile olan mücadelesi de işte bu protokol katmanında geçiyor. Ben şimdi kendimi uzayda geçen bir savaşı yer yüzündeki insanlara anlatan bir savaş muhabiri gibi hissettim! Bitcoin fiyatı ve hangi fan token’lerinin nerede listelenmesi gerektiği dışında pek bir şeyle ilgilenmiyorsanız burada anlattığım savaştan haberiniz bile olmayabilir. Ama inanın esaslı bir mücadele gerçekleşmekte oralarda bir yerlerde.

Bir defa, protokol katmanlarında gerçekleşen BigTech soygununa dur dememizin zamanı geldi. Bu soygunu durdurmak için iki şey gerekiyor:

  • Kimliğimizin tekrar bizim elimize geçmesi, bizim olması;
  • Tüm aracıların yok olup, değer akışının sadece alıcı ve satıcı arasında olması. Yani bankalar ve finans/ödeme kuruluşlarını da blokzinciri ile by-pass etmemiz gerekiyor.

İkincinin olabilmesi için önce birincinin gerçekleşmesi gerekiyor. Savaşın en önemli muharebesi de bu alanda geçecek gibi duruyor. Asıl sorumuz da hala havada asılı duruyor:

BigTech nasıl disrupt edilecek?

Bu problem, birkaç yıl önce düşündüğümden daha zor bir şekilde çözülebiliyor artık. Kimliklerimizin geri alınabilmesi meselesi gitgide daha zor hale geldi. Bundan 3-4 sene önce cep telefonlarımızda data ve ses servisi veren telekom şirketleri (örneğin Turkcell, Vodafone) dünyanın her yerinde bu kimlikleri tutan kurumlar olabilirlerdi ve bunu bu telekom şirketlerinin tutması ülkelerin ulusal çıkarları açısından daha iyi olabilirdi. Ancak ulus-devletler bunu beceremediler ve o gemi kaçtı. Neden becerememiş olduklarını yazının ileriki bölümlerinde anlatacağım.

Kimliğimizin geri alınması ne demek?

Kimlik meselesi üzerine sık sık yazılar yayınlıyorum bu köşede, takipçilerim bilirler. Kimlik derken kastım nedir anlatayım: Online olarak gezdiğimiz sitelerde, bu yetmedi, gerçek dünyada yaptığımız tüm yürüyüş ve seyahatlerde bıraktığımız izlerin bizimle eşleştirilmesi sonucunda hepimizin bir “dijital kimliği” var. Bu dijital kimliği Google, Facebook gibi firmalar tutuyorlar, bunlara kısaca BigTech diyoruz. Dijital kimliğimizi tutan bu kurumlar bu bilgilerimizle ne yapıyorlar? Hem para kazanıyorlar hem de bizleri köleleştiriyorlar, akılsızlaştırıyorlar.

Şimdi sadece bu iki kuruluşun toplam bir yıllık cirolarına bakarsanız, ki Facebook da Google da aslen data toplama ve satma işindeler, topladıkları data ise biziz. Google şirketi, 2020 yılında gelirlerinin %80’ini reklamdan yani bizim datamızın dolaylı olarak bize satışından elde etmiş. Bu reklam cirosu (yani tüm 2020 cirosunun %80’i) de 147 milyar dolar olmuş. Bu ciroyu tüm dünyada 2.65 milyar insandan elde ediyorlar. Yılda 147/2.65 = 55.5 doları (=480 TL) elimizle Google şirketine ödüyoruz, üstelik bu dünya ortalaması. Sadece ABD olarak bakarsanız, ki orada 270 milyon insana hizmet veriyor, yılda elde ettiği gelirin yarısını Amerika’dan elde ettiğini varsaysak, o zaman bu ülkede kişi başına yıllık 272 dolar ciro elde ediyor demektir. Bu da ayda kişi başı 22 dolar eder ABD’de ortalama ödenen bu.

Ekran Resmi 2021 09 21 11.53.31

Evet sevgili okurlar, hepimiz hem de dünya üzerindeki her kişi, adam başı Google’a 480 TL parayı, kendi verilerimizi devletlere, büyük şirketlere ve küçük şirketlere, ve nihayet yine bizlere satması için ödüyoruz. Ayda 40 TL eder. Türkiye’de bu rakam 80 lira olabilir, zira dünya ortalaması 40 lira. Şu anda ayda 80 TL ödediğiniz hangi servis var? Türk Telekom’a internet için ayda 123 TL ödüyorum ve karşılığında yavaş mavaş bir fiber kablom var, onun dışında Netflix’e 27 TL, Spotify’a 18 lira aylık ödüyorum.

Facebook’un 2020 cirosu da 86 milyar dolarmış. Bunu 2.7 milyar insandan elde ediyor, ki kişi başına yılda 31 dolar (265 TL) eder. Ülkeden ülkeye bu geliri değişiyor, ortalama geliri daha yüksek olan ülkelerde kişi başına yıllık geliri 100 doları bulabiliyor. Demek ki, dünya ortalaması olarak bile ayda 22 lirayı Facebook’a ödüyoruz (TR’de dünya ortalamasının iki katı ödediğimizi farzettim). Demek ki aslında durum şöyle:

Türkiye’de yaşayan bir insan olarak aylık BigTech ödemelerim:

1- Google’a farkında olmadan 80 TL,

2- Facebook’a farkında olmadan, 44 TL,

3- Spotify’a (bir Facebook şirketidir) : 18 TL,

4- Netflix’e 27 TL,

5- Apple’a da bir iPhone ve ikinci el bir MacBook cihaz kirası olarak ayda 500 TL civarı ödüyorum (toplam bedelleri 36 aya böldüm).

Toplam BigTech ödemelerim: 669 TL.

6- Türk Telekom’a ayda 124 TL

7- Turkcell’e ayda : 136 TL.

Toplam SmallTech ödemelerim de: 260 TL.

İşte, aslında ayda 929 TL’yi  yedi adet big ve small tech şirketine ödemekteyim. Microsoft’u buna dahil etmedim zira Excel ve Word kullanmıyorum, kullansaydım onlar için de ayda 55 TL eklemem gerekecekti.

Kimliğimizin geri alınmasına gelirsek:

Yukarıda anlattığım gibi, Google ve Facebook’a üstelik bizim verilerimizi ona buna satması için 124 lira aylık para ödüyormuşuz. İçinde bir müzik servisi, bir film servisi bir de sosyal medya ve arama servisi olan bir cihaz yapsak, içindeki chip’e sakladığımız kimliğimizi satmasak, konuşma ve sohbet özelliği de eklesek, demek ki ayda en az 500 lira değerinde edecek.

Bu hesaba göre, ayda 250 TL ödeyerek mobil telefon ve fiber internet servislerine vereceğimiz hizmet bedelini, kendi verilerimizi kendimiz satarak kazansak karşılayabiliyoruz ve tapi oluyoruz. Yani birbirimize kendi verilerimizi satıyor olsak, oradan rahat bir 250 lira kazanıyoruz, bu parayı da telekom hizmetine harcasak sadece cihaz parası ödememiz yeterli oluyor. Ama şimdi durun:

Hiç Cihaz Parası Ödemesek? Freedom Fone mümkün!

Kullandığımız cihazlara hiç para ödemesek olmaz mı? Bal gibi olur. İşte bunun yöntemi:

Öyle bir cihaz düşünün ki içindeki chip (yani CPU) bize ihanet etmesin, bizim kimliğimizi büyük çokuluslu şirketlere ve devletlere satmasın. Kimliğimizi de yaptığımız tüm aktiviteyi de bize saklasın, hiçbirini satmasın. Biz de dinlediğimiz tüm şarkıları, izlediğimiz tüm videoları ve satın aldığımız tüm malları bu cihazın içinden alalım. İşte o zaman, bahsettiğim tüm bu servislere ödediğimiz aylık paralarla bu tür şahane bir cihaz (iPhone 12 düzeyinde bir cihazı hayal edin) finanse edilebilir, zira ayda 1000 liraya yakın masraf bu cihazda kalacak.

Böyle bir servise Freedom Fone adını verelim geçici olarak, bizler servisin içinde kaldığımız zaman dışarıya, yani BigTech’e hiç bedel ödemeyebiliriz.

Son Söz: Ulus-Devletler Meselesi

Yazının başında ülkelerin BigTech ile mücadeleyi kaybetmiş olduğunu söylemiştim. Rusya dahil, bir çok büyük ve köklü medeniyet, Türkiye, Meksika, İran, Mısır, Hindistan da kaybedenler arasında, zira bu mücadeleyi tek tek ülkelerin vermeleri imkansız. Ne maddi kaynakları, ne teknoloji seviyeleri ne de insan kaynakları buna yeterli.

ABD de aslında BigTech ile savaşını kaybetti ama sürekli bir takım pazarlıklar yaparak, baskı kurmaya çalışarak filan idare ediyor. Aslında, bundan sonra olmasını beklediğim hamle bu köklü medeniyet ülkelerinden gelecek sanki: Bu ülkeler ortak bir donanım ve yazılım platformu üzerinde anlaşarak bu darboğazı aşabilirler. Platformun olmazsa olmaz ayağı bir ortak CPU ve chip üretim platformudur. Üzerine bir mobil OS ve diğer yazılımlar gerekecektir, ve bunların hepsi açık kaynak olarak mevcut. Ortak CPU için de şimdiden kuvvetli bir aday var zaten: RISC-V açık kaynak mikroprosesör platformu. Uzaydan doğrudan veri iletişimi çağı da başlamak üzere, tek başına bu bile tüm yerel telekom firmalarını bitirecektir.

Dikkat ettiyseniz köklü medeniyetler arasında olan Çin’i yukarıdaki listede saymadım. Bunun nedeni Çin’in kendi milli donanım firmaları ile zaten bir kez cendereden çıkma -huruç- harekatı yapmış olmasıydı. Çin, 5G teknolojisinde Huawei gibi şirketleri ile kimlik savaşlarında hızlı ilerleme kaydetmişti ama Amerika bu gidişata dur dedi ve Çin ile arasında chip de dahil olmak üzere bir soğuk savaş başlattı. Çin yalnız kaldı ve işi bundan sonra çok daha zor.

Cemil Şinasi Türün

Cemil Şinasi Türün

30 yılı aşkın tecrübesiyle fintech ve pazarlama dünyasındaki öncü isimlerden olan Cemil Şinasi Türün bilgisayar oyunlarından üç boyutlu sanal dünyalara kadar pek çok çalışmaya imza attı. Yerel ve uluslararası firmalar için kampanyalar hazırlayan Türün; teknoloji, blokzincir, kripto para ve dijital varlık konularında projeler üretti. Türün, 2017'de Bilgi Üniversitesi'nde vermeye başladığı "Blokzincirleri ve Kriptoparalar" konulu dersini 2020 başından bu yana Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte.
https://cemilturun.medium.com/

Yanıt verin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Türkiye'nin Uzman Kadrolu Kripto Haber Platformu
bitcoin
Bitcoin (BTC) 514.616,49 TL 2,09%
ethereum
Ethereum (ETH) 31.519,54 TL 1,15%
tether
Tether (USDT) 8,98 TL 0,51%
cardano
Cardano (ADA) 19,30 TL 4,37%
binance-coin
Binance Coin (BNB) 3.664,11 TL 2,50%
xrp
XRP (XRP) 10,05 TL 5,53%
solana
Solana (SOL) 1.275,86 TL 7,84%
polkadot
Polkadot (DOT) 302,25 TL 6,21%
usd-coin
USD Coin (USDC) 8,98 TL 0,22%
dogecoin
Dogecoin (DOGE) 2,04 TL 6,21%
Copy link
Powered by Social Snap