Mart 2020 ya da Bozulan Kimya Üzerine Bir Deneme – 1

Abone Ol:google-news

“Covid – 19” ya da yaygın tabiri ile “Corona Virüsü”

Son yüzyıl içerisinde dünya nüfusunun %25’ini etkilemiş, yaklaşık 50.000 insanın hayatını kaybetmesi ile sonuçlanmış “İspanyol Gribi”nden sonra karşılaşılan dünya üzerindeki tüm uluslar için belki de en büyük ve çetin testlerden birisi.

Çetin olmasının sebepleri var. Atalet belki de en önemlisi…

“Atalet”’i  eylemsizlik, rehavet, görmezden gelmek, devinimden yoksunluk şeklinde tanımlayabiliriz.

Ataletin virüsün ilk görüldüğü eyalet olan Wuhan’da yaşanılanların Wuhan’da kalacağı düşüncesinin temelini oluşturduğu düşünülebilir. Birçokları için bir konfor alanı.

Zira TV’lerde izlenen Çin’li yetkililerin zor kullanarak kişileri karantinaya alma görüntüleri, aynı kimseler için kanal değiştirildiğinde çiftlerin birbiri ile amansızca bir mücadele içerisinde olduğu özünde sığ bir yarışma programı kadar anlamlı.

Yaşanan felaket, adı Wuhan/Hubei olan ve temelinde kişiden uzak olanı sembolize eden “o yer”de yaşandığı sürece kitlelere hiçbir şey ifade etmediği söylenebilir. Görüntüler can sıkıcı bir hal aldığında akla gelen ilk pratik çözüm ise “zaplamak”.

Günlük rutininin bozulmadan devam edeceği beklentisi, yakın tarihte yaşanılanların yaşanacaklara ışık tutacağı varsayımı öyle gözüküyor ki tüm dünyayı tek ayak üzerinde yakaladı.

İlk vakanın Aralık 2019’da tespit edilmesi ve Dünya Sağlık Örgütü virüsün SARS benzeri bir forma sahip olduğu yönünde bilgilendirilmişken borsa endeksleri uzun süredir devam eden ve hiç sona ermeyecek gibi gözüken rallilerine yeni zirveler ekliyordu (Dow Jones Endüstri Endeksi’nde (DJI) 12 Şubat ve Almanya Ulusal Endeksi’nde (DAX) ise 18 Şubat tarihinde yeni zirveler görüldüğünü not edelim)

Lakin, 29 Ocak tarihinde İtalya’nın Roma kentinde iki Çin’li turistte yeni vakaların tespit edilmesi ve bu tespitten hareketle İtalya Hükümetinin Lombardiya bölgesinde alacağı önlemleri harekete geçmeden evvel açıkça paylaşması İtalya’nın güneyine doğru kalabalıkların kontrolsüzce seyahate başlamasına sebep olurken, eş zamanlı büyük bir ivme ile yayılan hastalık ile İran’dan gelen vaka artış hızına eşlik eden ölüm rakamları, o dakikaya kadar uzakta olma konforunu yaşayanlar için artık tek bir şey ifade ediyordu;  tedirginliğin sürüklediği bir sessizlik anı.

Bulaşım yayılım hızının, o tarihe kadar alınan tedbirlerden bir adım önde olması, artan ölüm oranları, kitlelerin tedbirlere ayak uydurmakta gecikmesi ya da uyarıları ihmal etmesi sebebiyle ortaya çıkan durumu Dünya Sağlık Örgütü nihayet 11 Mart tarihinde “pandemi” şeklinde tanımladı.

Pandemi, tek bir bölge ile sınırlı kalmayan ülkeleri ve hatta kıtaları etkisi altına alan, salgın hastalık durumu şeklinde tanımlanabilir.

Bu tanımın yapıldığı tarihten bu yana geçen süre içerisinde salgının etkisi altına giren ülkelerin kimi zaman birbirinden farklı(toplu bağışıklık ya da sokağa çıkma yasağı vb.) mücadele metotlarını temel alarak vaka ve ölüm sayılarını asgaride tutma gayreti içerisine girdiğini görüyoruz.

Dünya hangi metodun sonuç vereceğine endişe ve merak içerisinde tanıklık ederken, tarihsel (Kara Veba ya da 1918 yılı ????vb.) deneyimler bize sonuç vermeye en yakın yöntemin çok hızlı ve bir o kadar katı bir tedbir politikası olacağını söyler gibi. İzleyeceğiz.

Dünyayı Gafil Avladı

Ancak şu genel kabul görmeye başlayan bir gerçek ki yaşanan bu salgın -klişe bir tabir ile- dünyayı gafil avlamışa benziyor.

Geçmişte olduğu gibi bu sorunun da üzerinden gelmesini bilecek olgunlukta bir zekâya sahibiz. Bilim yine bizi bu karanlıktan çıkartacak meşale olacak.

Ancak harcındaki kırılganlık itibarıyla, borç üzerine inşa edilmiş ve son 50 yıllık dönemde artık “yüzdürülen” yönetsel ve finansal sistemin, beklentilerin aksine nasıl bir kumdan kaleye dönüşebileceğine soru işaretleri eşliğinde şahit oluyoruz.

Covid -19 Salgının modern dünyanın karşılaştığı oyun değiştiren gelişmelerden (1991 SSCB’nin dağılması, 2008 Ekonomik Krizi vb.) biri olacağı çok açık. Zira içerisinde bulunduğumuz vaka tek eksenli değil.

Binlerce hayat belki de geri çevrilemez şekilde bu salgından etkilenirken eş zamanlı alınan tüm tedbir kararlarına karşın(ABD Merkez Bankası FED’in sadece Mart ayı içerisinde iki kez faiz düşürme kararı aldığını bu kararlara rağmen Dow Jones Endüstri Endeksinin tarihinin en büyük günlük puan kaybını yaşadığını hatırlayalım) finansal piyasalar erimeye devam edecek ve çoğunlukla liberal Batı Hükümetlerinin üzerine inşa olduğu sistemin durum karşısındaki çaresizlikleri de yüksek ses ile konuşulmaya başlanacak gibi gözüküyor.

Tüm toz duman yatıştığında kalıcı kamulaştırma örnekleri ile karşılaşılması ya da ulusalcılık nosyonunun zemin kazanmasına dair işaretler pek şaşırtıcı olmaz.

Ya da Singapur, Güney Kore, Hong Kong ve girdiği türbülanstan hızla çıkmasını beceren Çin’in salgın ile mücadeledeki yaklaşımının Batı’daki salgın sonrası toplumsal hayatı şekillendirme noktasında da referans alınabilme fikri kulağa hoş gelmeye başlayacak.

Daha kapalı, güvenlik garantisine özgürlüğünü feda etmeyi tercih edenlerin yaşadığı ülke prototipleri.

Sonuçları Ne Olacak Şimdiden Kestirmek Zor

Diğer taraftan, işin küresel ticaret boyutunda, tüm dünyayı sarmış tedarik zinciri ve dağıtım kanallarının herhangi bir bozulmaya karşı özünde ne kadar kırılgan olduğu işlemekte olan finansal modelin son yıllarda karşılaştığı en temel şok olabilir.  Üretim ve tedarik hizmetini farklı kıtalarda konumlandıran şirketlerin bu kararlarını gözden geçirmesini beklemek mümkün.

Alt alta toplandığında sonuç eksi mi artı mı çıkacak şimdiden kestirmek güç.

Ancak sanıyorum rahatlıkla söylenebilir ki Çin’de bir pazar yerinde ortaya çıktığı iddia edilen virüsün salgına dönüşerek adeta kaotik bir ortam yaratması ve bu ortamda şu dakikaya kadar yaşananlar -Batı yönetimlerinin çare(sizlik) yöntemleri ya da dünya ekonomisinin can damarını oluşturan küresel Şirket’lerin tedarik zincirlerini gözden geçirmesine sebep olacak zayıf modeller- bir paradigma değişimine ihtiyaç olduğuna işaret etmekte.

Bu paradigma değişiminde siyaseten bakış açılarının, test edilmiş  yöntemlerin ve sığ su üzerinde yüzmeyi becerebilmiş finansal yöntemlerin sorgulanmaya başlayacağını kolaylıkla değerlendirebiliriz.

Bir sonraki yazıda kapsamı daraltacak, finansal tercihlere odaklanacağız

Kripto para fikri, yarılanma fenomeni ile gündemde olan Bitcoin ve geleneksel piyasaların vaziyeti ise yazıda sık adresleyeceğimiz başlıklar olacak.

Bu yazı 23 Mart 2020 tarihinde yayınlandı.

BTCHaber E-Posta Bültenine Abone Olun!

Gizliliğinize saygı duyuyor, spam yapmayacağımızın sözünü veriyoruz.

Fidelitas Lex

1979 Ankara doğumlu Fidelitas Lex, Orta Doğu Teknik Üniversitesi mezunudur. Yaklaşık 15 yıl Bankacılık sektöründe Hazine, Ürün Yönetimi, İş Geliştirme ve Pazarlama Bölümlerinde yöneticilik görevini yürütmüştür. Son 5 yıldır Teknoloji sektöründe faaliyet gösteren bir Şirkette Dijital Entegrasyon konusu özelinde portföy yöneticiliği yapmaktadır. 2013 yılından bu yana Kripto Para ve son dönemde DeFi başta olmak üzere Blockchain genelinde analizler geliştirmekte olan Fidelitas Lex, ekosisteme dair Türkiye'de farkındalık yaratmak ve yaygınlık kazandırmak amacıyla çeşitli çalışmalar yapmaktadır.

https://www.btchaber.com/

Yorum Yapın, Görüşlerinizi Paylaşın

bitcoin
Bitcoin (BTC) 62.317,99 TL 0,21%
ethereum
Ethereum (ETH) 1.552,27 TL 0,13%
tether
Tether (USDT) 6,85 TL 0,27%
ripple
XRP (XRP) 1,22 TL 1,27%
bitcoin-cash
Bitcoin Cash (BCH) 1.523,36 TL 1,01%
litecoin
Litecoin (LTC) 283,46 TL 0,90%
cardano
Cardano (ADA) 0,673785 TL 4,36%
eos
EOS (EOS) 16,65 TL 3,50%
tezos
Tezos (XTZ) 15,69 TL 1,83%
chainlink
ChainLink (LINK) 32,75 TL 0,08%
Share via
Copy link